Yeni Yol Grup Başkanvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ: “28 Şubat’ın mağduru olan kendisi, bugünün mağruru olarak karşımızda duruyor”

Yeni Yol Grup Başkanvekili ve Muğla Milletvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında basın özgürlüğü, medya kuruluşlarına yönelik kayyum uygulamaları, erişim engelleri ve kamu reklamlarının dağıtımını gündeme taşıdı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın geçmişte yaşadığı siyasi baskılarla bugünkü uygulamalar arasında karşılaştırma yapan Özdağ, kamu kaynaklarının medya kuruluşlarına dağıtımında şeffaflık çağrısında bulundu. Özdağ, finans piyasalarına ilişkin fon vurgunu iddialarının da Meclis araştırmasıyla incelenmesini istedi.

Ekim 16, 2026 - 16:21
 0  0
Yeni Yol Grup Başkanvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ: “28 Şubat’ın mağduru olan kendisi, bugünün mağruru olarak karşımızda duruyor”

Yeni Yol Grup Başkanvekili ve Muğla Milletvekili Doç. Dr. Selçuk Özdağ, Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) düzenlediği basın toplantısında basın ve ifade özgürlüğü, gazetecilere yönelik yargı süreçleri, televizyon kanallarına kayyum atanması, kamu reklamlarının dağıtımı ve finans piyasalarındaki usulsüzlük iddialarına ilişkin açıklamalarda bulundu.

Türkiye'deki medya ortamını 28 Şubat süreciyle karşılaştıran Özdağ, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik eleştirilerde bulunarak “28 Şubat'ın mağduru olan kendisi, bugünün mağruru olarak karşımızda duruyor.” ifadelerini kullandı.

“BASIN HÜRDÜR, SANSÜR EDİLEMEZ”

Konuşmasına Anayasa'nın 28. maddesini hatırlatarak başlayan Özdağ, basın özgürlüğünün anayasal güvence altında bulunduğunu vurguladı.

Özdağ, “Basın hürdür, sansür edilemez. Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.” hükmünü hatırlatarak şunları söyledi:

“Bu hüküm, iktidarın lütfu değildir. Bu hüküm, devletin vatandaşına karşı anayasal yükümlülüğüdür, ödevidir.”

Türkiye'de gazetecilerin çalışma koşullarının giderek ağırlaştığını savunan Özdağ, muhalif medya kuruluşlarının ekonomik ve hukuki baskılarla karşı karşıya bırakıldığını ileri sürdü.

“28 ŞUBAT DÖNEMİNİ ARATIR HALE GELEN BİR BASKI ORTAMINI YAŞIYORUZ”

Türkiye'nin yakın siyasi tarihindeki 28 Şubat sürecini hatırlatan Özdağ, o dönemde yaşanan hak ihlalleriyle günümüzdeki uygulamalar arasında benzerlikler bulunduğunu iddia etti.

Özdağ, “Son yıllarda 28 Şubat post modern darbe günlerini bile aratır hale gelen bir baskı ortamını yaşıyoruz maalesef. Muhalif medyanın zaten kısılan sesinin tamamen susturulmak istendiği, muhalif gazetecilerin her gün mahkeme kapılarında ifade vererek süründürüldüğü, cesur gazetecilerin şafak baskınlarıyla tutuklanarak cezaevine atıldığı karanlık bir dönemden geçiyoruz.” dedi.

28 Şubat döneminde başörtüsü yasağına karşı çıktığı için üniversitedeki görevinden uzaklaştırıldığını anlatan Özdağ, geçmişte yaşadığı mücadeleyi şu sözlerle aktardı:

“Başörtüsü yasağına karşı çıktığım, başörtülü öğrencilerin eğitim hakkından mahrum edilemeyeceğini savunduğum için görev yaptığım üniversiteden atıldım. Hem de birkaç kez. O dönem muhaliflerine zulmeden, milletimizin bir kesimini ötekileştirerek en temel insan haklarını bile hiçe sayan dönemin zalimlerine karşı mücadele verdim.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da aynı dönemde siyasi ve toplumsal baskılara maruz kaldığını belirten Özdağ, geçmişte mağduriyet yaşayan siyasetçilerin bugün benzer uygulamalara karşı çıkması gerektiğini savundu.

“28 ŞUBAT'IN MAĞDURU OLAN KENDİSİ, BUGÜNÜN MAĞRURU OLARAK KARŞIMIZDA DURUYOR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın geçmişte medya ve vesayet odaklarıyla mücadele ettiğine ilişkin açıklamalarını hatırlatan Özdağ, mevcut medya politikalarını eleştirdi.

Özdağ, “Medya kurumlarının haksızlıklarına maruz kalmış, bedel ödemiş birisi olarak, bugün Sayın Cumhurbaşkanı muhaliflerine karşı nasıl bir tutum içinde? Bunu toplum olarak hepimiz görüyoruz. 28 Şubat'ın mağduru olan kendisi, bugünün mağruru olarak karşımızda duruyor.” ifadelerini kullandı.

Özdağ, 28 Şubat döneminde muhalif siyasetçilerin ana akım medya kuruluşlarında görüşlerini açıklayabildiğini, günümüzde ise muhalefetin medya erişiminin daha fazla sınırlandığını ileri sürdü.

“28 Şubat sürecinde biz neredeysek, bugün de oradayız. O dönem de haksızlıkların ve hukuksuzlukların karşısında mücadele verdik, bugün aynı mücadeleyi sürdürüyoruz. Sadece aktörler değişti. Zulüm ve baskı yöntemleri değişmedi.” diyen Özdağ, basın özgürlüğünün siyasi görüşlerden bağımsız olarak savunulması gerektiğini kaydetti.

“TÜRKİYE, 180 ÜLKE ARASINDA 163. SIRADA YER ALIYOR”

Basın özgürlüğüne ilişkin uluslararası değerlendirmelere değinen Özdağ, Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'ne ilişkin veriler paylaştı.

Özdağ, “Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün 2026 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi'ne göre Türkiye, 180 ülke arasında 163. sırada yer alıyor. Ülkemiz, bir önceki yıl 159. sıradayken dört basamak daha gerilemiş durumdadır.” dedi.

Türkiye'de ulusal medyanın yüzde 90'ının iktidarın kontrolünde olduğunu öne süren Özdağ, muhalefet temsilcilerinin ana akım medya kuruluşlarında yeterince yer bulamadığını savundu.

Özdağ, “Türkiye gibi köklü devlet geleneğine, güçlü bir toplumsal birikime ve demokrasi iddiasına sahip bir ülke, basın özgürlüğü sıralamasında neden bu kadar gerilerdedir? Neden gazeteciler haber yaptıkları için soruşturmalarla, gözaltılarla, tutuklamalarla veya ekonomik baskılarla karşı karşıya kalabilmektedir?” sorularını yöneltti.

“SON 20 AYLIK DÖNEMDE 10 TELEVİZYON KANALININ YÖNETİMİ KAYYUM UYGULAMALARIYLA DEĞİŞTİ”

Medya kuruluşlarına yönelik kayyum uygulamalarını gündeme taşıyan Özdağ, 2025 ve 2026 yıllarında yaşandığını belirttiği gelişmeleri sıraladı.

Özdağ'ın aktardığına göre, 14 Mart 2025'te Flash Haber'in de aralarında bulunduğu şirketlere kayyum atanmasıyla başlayan süreç, 11 Ağustos 2025'te Ekotürk TV'nin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) yönetimine geçmesiyle devam etti.

11 Eylül 2025'te Can Holding soruşturması kapsamında 120'den fazla şirkete kayyum atandığını belirten Özdağ, Habertürk TV, Show TV, Bloomberg HT, HT Spor, Show Türk ve Show Max'in de TMSF yönetimine geçtiğini söyledi.

24 Ekim 2025'te TELE1'e kayyum atandığını ifade eden Özdağ, 14 Ekim 2026'da Halk TV'ye yönelik gerçekleştirildiğini belirttiği operasyonla kanalın yönetiminin kayyuma devredildiğini ve yayınlarının durdurulduğunu ileri sürdü.

Özdağ, “Böylece son 20 aylık dönemde Flash Haber TV, Ekotürk TV, Habertürk TV, Show TV, Bloomberg HT, HT Spor, Show Türk, Show Max, TELE1 ve Halk TV olmak üzere 10 televizyon kanalının yönetimi kayyum uygulamalarıyla değişti.” ifadelerini kullandı.

Halk TV'ye yönelik müdahalenin uluslararası basında da gündeme geldiğini savunan Özdağ, Reuters, Associated Press ve AFP gibi haber kuruluşlarının Türkiye'deki basın özgürlüğü tartışmalarını aktardığını belirtti.

“HUKUKTA ÇİFTE STANDART OLAMAZ”

Medya kuruluşlarına yönelik denetimlerde farklı uygulamalar bulunduğunu savunan Özdağ, bazı televizyon kanallarında yayımlanan gündüz kuşağı programlarını örnek gösterdi.

Özel hayatın gizliliği, aile mahremiyeti, kişilik hakları ve çocukların korunması konularında aynı hassasiyetin bütün yayın kuruluşlarına gösterilmesi gerektiğini belirten Özdağ, şu ifadeleri kullandı:

“Muhalif bir kanalın yayını söz konusu olduğunda gösterilen hassasiyet, iktidara yakın yayın kuruluşları söz konusu olduğunda neden gösterilmiyor?”

Özdağ, “Hukukta çifte standart olamaz. Ahlak, yalnızca muhaliflere hatırlatılacak bir kavram değildir. Kamu yararı, yalnızca iktidarın eleştirilmesini önlemek için kullanılabilecek bir gerekçe değildir.” dedi.

“KAMU KAYNAKLARI HERHANGİ BİR SİYASİ PARTİNİN ÖZEL MÜLKÜ DEĞİLDİR”

Basın özgürlüğünün ekonomik boyutuna dikkat çeken Özdağ, medya kuruluşlarının reklam ve ilan gelirlerinden mahrum bırakılmasının dolaylı bir baskı yöntemi olduğunu savundu.

Özdağ, “Siz medya kuruluşlarının faaliyetlerini sürdürecek ekonomik gelir kaynakları olan ilan ve reklam haklarını engeller ve mahrum bırakırsanız, dolaylı yoldan basın özgürlüğünü fiilen yasaklamış olursunuz.” dedi.

Kamu bankalarının ve kamu şirketlerinin reklam bütçelerinin belirli medya gruplarında yoğunlaştığını ileri süren Özdağ, dağıtım kriterlerinin açıklanmasını istedi.

“Kamu kaynakları herhangi bir siyasi partinin, hükümetin veya medya grubunun özel mülkü değildir. O kaynaklar milletindir.” ifadelerini kullanan Özdağ, Türk Hava Yolları, Ziraat Bankası, Halkbank, VakıfBank ve BOTAŞ'ın reklam ve tanıtım harcamalarının kamuoyuna duyurulması gerektiğini belirtti.

KAMU BANKALARININ REKLAM DAĞILIMINA İLİŞKİN RAKAMLARI PAYLAŞTI

Geçmiş yıllara ait olduğunu belirttiği reklam verilerini açıklayan Özdağ, kamu bankalarından reklam alan televizyon kanalları arasında Turkuvaz Medya Grubuna bağlı beş kanalın ilk 10 içerisinde bulunduğunu söyledi.

Özdağ'ın paylaştığı verilere göre A Haber'e 317 bin 481 saniye, A2'ye 193 bin 295 saniye, A Spor'a 171 bin 115 saniye, A Para'ya 152 bin 602 saniye ve ATV'ye 146 bin 294 saniye reklam süresi verildi.

Bu verilerin kamu reklamlarının dağıtımındaki kriterlerin açıklanması ihtiyacını ortaya koyduğunu savunan Özdağ, farklı yayın politikalarına sahip medya kuruluşlarının kamu reklamlarından ne ölçüde yararlandığının da araştırılması gerektiğini kaydetti.

“SÖYLEYEYİM Mİ: SIFIR!”

Millî Gazete, Karar gazetesi, NOW TV, Halk TV, TELE1, KRT ve TV5 gibi kuruluşların kamu bankaları ve kamu şirketlerinden aldıkları reklam miktarlarını sorgulayan Özdağ, bu kuruluşlara reklam verilmediğini iddia etti.

Özdağ, “Bu kuruluşların her biri son beş yılda kaç saniye televizyon reklamı almıştır? Kaç liralık reklam ve tanıtım sözleşmesi imzalamıştır? Söyleyeyim mi: Sıfır!” dedi.

Konuyla ilgili TBMM'ye soru önergeleri verdiklerini belirten Özdağ, sorularının banka ve müşteri sırrı gerekçesiyle yanıtsız bırakıldığını ileri sürdü.

Kamu reklamlarının bütün medya kuruluşlarına eşit miktarda dağıtılmasını talep etmediklerini vurgulayan Özdağ, izlenme oranları, hedef kitle, reklamın amacı ve maliyet etkinliği gibi kriterlerin dikkate alınabileceğini ifade etti.

Özdağ, “İstediğimiz şey ayrıcalık değil, adalettir. İstediğimiz şey kayırmacılık değil, şeffaflıktır. İstediğimiz şey kamu kaynaklarının siyasi sadakate göre değil, nesnel ölçütlere göre dağıtılmasıdır.” diye konuştu.

MEDYA ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN ALTI MADDELİK ÇAĞRI

Cumhurbaşkanlığına, ilgili bakanlıklara, kamu bankalarına, kamu şirketlerine ve düzenleyici kurumlara çağrıda bulunan Özdağ, basın özgürlüğünün korunmasına yönelik altı talep sıraladı.

Medya kuruluşlarına yönelik kayyum kararlarının hukuki gerekçelerinin, kapsamlarının ve yayın faaliyetleri üzerindeki etkilerinin kamuoyuna açıklanmasını isteyen Özdağ, soruşturma süreçlerinde yayın özgürlüğünün korunması gerektiğini belirtti.

Halk TV'ye yönelik olduğunu ifade ettiği müdahale dahil, yayınların durdurulmasına ve haber alma hakkının kısıtlanmasına neden olan uygulamaların hukuki denetime tabi tutulmasını talep etti.

Kamu sermayeli şirketlerin son 10 yıllık reklam ve tanıtım harcamalarının yıl, kurum, tutar, ihale ve sözleşme yöntemi bazında açıklanmasını isteyen Özdağ, reklam dağıtımında kullanılan kriterlerin de kamuoyuyla paylaşılması gerektiğini söyledi.

Erişim engeli kararlarında gerekçe, kapsam ve sürenin açıkça belirtilmesini isteyen Özdağ, gazetecilerin mesleki faaliyetleri nedeniyle cezalandırılmaması ve haber kaynaklarının korunması için hukuki güvencelerin güçlendirilmesi çağrısında bulundu.

“BASIN ÖZGÜRLÜĞÜNDEN SÖZ EDİLEMEZ”

Medya kuruluşlarının ekonomik bağımsızlığının demokratik düzen açısından önemli olduğunu vurgulayan Özdağ, kamu reklamlarının siyasi yakınlığa göre dağıtılmasının basın özgürlüğünü zedeleyeceğini savundu.

Özdağ, “Bir ülkede medya kuruluşları kamu reklamlarından yararlanabilmek için siyasi iktidarla iyi geçinmek zorunda hissediyorsa orada ekonomik bağımsızlık sorunu vardır.” dedi.

Televizyon kanallarına kayyum atanması, yayınların durdurulması ve dijital hesaplara erişim engelleri getirilmesini eleştiren Özdağ, “Bir ülkede televizyon kanalları kayyum uygulamalarıyla yönetim değişikliğine uğruyor, yayınları durduruluyor ve dijital hesapları erişim engelleriyle karşılaşıyorsa orada basın özgürlüğünden söz edilemez.” ifadelerini kullandı.

“İKTİDAR PARTİSİ ELİNDE BENZİN BİDONU VE ÇAKMAKLA MOBESE KAMERALARINA YAKALANMIŞTIR”

Basın toplantısında finans piyasalarında yaşandığını öne sürdüğü fon vurgunu iddialarına da değinen Özdağ, iktidarın ekonomi yönetimini eleştirdi.

Hisse senedi piyasalarında yaşanan kayıpların ve güven sorunlarının siyasi sorumluluğunun araştırılması gerektiğini savunan Özdağ, şu ifadeleri kullandı:

“İktidar partisinin fondaş mensuplarının ekonomi piyasalarımıza verdiği hasarı da gündemde tutmaya devam edeceğiz. İktidar partisi elinde benzin bidonu ve çakmakla MOBESE kameralarına yakalanmıştır. Ormanı kendilerinin yaktığı ayan beyan ortadadır.”

Finans piyasalarındaki usulsüzlük iddialarının şeffaf bir hukuki süreçle araştırılmasını isteyen Özdağ, sorumluluğu bulunan kişilerin siyasi veya kurumsal konumlarına bakılmaksızın yargı önüne çıkarılması gerektiğini belirtti.

Özdağ, “Bu yaşattığınız asrın soygunu ile ilgili şeffaf bir hukuki süreci başlatıp, her kim olursa olsun bu konuda sorumluluğu olanların yargı karşısına çıkmasını sağlayacaksınız.” dedi.

“MECLİSTE ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURULSUN”

Fon vurgunu iddialarının TBMM çatısı altında araştırılması çağrısında bulunan Özdağ, finans piyasalarındaki güven kaybının giderilmesi için iddiaların bütün yönleriyle açıklığa kavuşturulmasını istedi.

Özdağ, “Ya Meclis'te kurulacak bir araştırma komisyonu ile gerçeklerin tüm yönleriyle açığa çıkartılmasına destek olacaksınız, ya da sizin bu işin üstünü örtmeye çalıştığınız ithamına maruz kalacaksınız.” ifadelerini kullandı.

İktidarın kamuoyuna hesap vermesi gerektiğini savunan Özdağ, açıklamasını şu sözlerle tamamladı:

“Ya bu milletten aldığınız oylarla ortaya koyduğunuz icraatların hesabını bugünden vereceksiniz, ya da önümüzdeki seçimlerde milletimiz kibrinizle birlikte sizi sandığa gömerek vermediğiniz hesabı sizden soracak.”

Tepkiniz Nedir?

Beğen Beğen 0
Beğenmiyorum Beğenmiyorum 0
Aşk Aşk 0
Komik Komik 0
Öfkeli Öfkeli 0
Üzgün Üzgün 0
Vay Vay 0